Akbabaların Yılı

 

Yavuz Ahmet’in, “Akbabaların Yılı” isimli romanı üzerine bir değerlendirme.

“Kuşlukta Yazarlar Grubu”nun 96’ıncı toplantısının misafir yazarı, geçtiğimiz yıllarda bir başka eserini ele aldığımız genç ve gelecek vaat eden Yavuz Ahmet oldu. Yavuz Ahmet, aynı zamanda bir edebiyat öğretmeni... Kalemi sağlam, yazdığı konuda derinlemesine araştırma yapmış, edindiği birikimi roman tekniğiyle okuyucuya sunan yeni kuşak romancılarımızdan… Geleneksel bir romancı olmasına rağmen, modern romancılığın tekniklerini ustaca kullanıyor. Yavuz Ahmet, özellikle akıcı dili, duru Türkçesi ve romanındaki lezzet ile yakın geleceğin iddialı romancılarından birisi olmaya aday. Prova baskısı yapılan romanın, yakın gelecekte basılması ve okurla buluşması mümkün olabilecek. Eminim ki gerekli düzeltmelerden sonra yayınlanacak olan roman, okur tarafından da beğenilecek.

TV dizilerinin tetiklemesiyle Kanuni-Hürrem dönemini anlatan çok sayıda araştırma-inceleme kitabı ile roman yayınlandı. Bir moda hâlinde yazılan kitapların dönemsel olduğunu söylemek mümkün. Bu dönemsel çalışmaların büyük çoğunluğu, moda rüzgârı geçince kaybolmaya ve unutulmaya yüz tutacağı kesin. Ancak Yavuz Ahmet’in romanı, dönemsel bir roman olmanın bir adım ilerisine geçmeyi başarmış. Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasını konu edinen roman, olayı, Şehzade Mustafa’nın en yakınındaki kişilerden birisi olan ve şair kişiliğiyle de tanınan yakın muhafızı Yahya’nın ağzından veriliyor. Köşesine çekilmiş ve yeni hayatına başlamış Şair Yahya, dönemin röportajı diyebileceğimiz bir tarzda olayın öncesini, sırasını ve sonrasını konu edinmiş. İçinde yaşadıkları an ile hatıralara ait an arasında gidip gelmelerle gelişen roman, yer yer tekrara düşse de lezzetinden bir şey kaybettirmiyor.

Romanda; dönemin önemli yahut isim yapmış şairlerinden Hayali, Fuzuli, Baki, Zati gibi şairleri de tanıtması bakımından önemli. Okur, Şehzade Mustafa’nın boğdurulması olayını anlamaya çalışırken, arada önemli şairler hakkında kısa da olsa bilgilenme imkânına kavuşuyor.

Romanda dönem dili çok ustaca verilmiş. Anlatım dilinde, bugünkü kuşakların anlamakta zorlanmayacağı derecede bir denge sağlanmış. Bu bakımdan yazarı özellikle kutluyorum.

Bölüm başlıklarında verilen ve bir bakıma bölümün sunumu gibi görev yapan başlıkların elde geçirilmeye ihtiyacı var. Başlıklar kendi içinde açıklanmaya çalışılmış. Buna gerek yok. Tam tersi başlıklar ne denli şiirsel, çarpıcı ve merak uyandırıcı olursa, o denli iyidir.

Romanda fazlalık gibi gördüğüm bir husus, “Geleceğin Mustafa’sı” olarak özetlenebilecek insanın, bu romanda işi olmaması gerektiğine inanıyorum. “Bir başka Mustafa gelir…” tarzında bir bakıma Mustafa Kemal’e atıfta bulunulması, biraz zorlama ve yersiz olmuş. Bu konu romanın başlarında ve sonlarına doğru iki kere ifade edilmiş. Bana göre roman açısından bir fazlalık olan bu öngörünün fazla abartılı olduğu açık. 400 Sene önceden bir şairin (Yahya’nın) bu konuda öngörüde bulunması ve yazarın bu öngörüyü, “Kaçıranlar için tekrar” kabilinden iki kere ifade etmesi, romandan ayıklanması gereken bir fazlalık olarak ifade edilebilir.

Romanda eksiklik olarak gördüğüm ve işlenmesinde yarar olduğuna inandığım bir başka husus da Hürrem konusudur. Hürrem olayın başrol oyuncusu olmasına rağmen, üç beş defa ismi geçen sıradan bir kahraman gibi sunulmuş. Olayın verildiği kesit dikkate alındığında Hürrem Sultan’ın çok yer işgal etmesi elbette beklenemez. Ancak Şehzade Mustafa’nın idam edilmesi sürecinde çok etkin ve belirleyici bir rol oynayan Hürrem’in entrikaları ve bu entrikalara Kanuni Sultan Süleyman’ın yenik düşmesinin sebebi olarak “Aşkın” gösterilmesi çok da doğru değildir. Tarihçilerin bir bölümü, Hürrem Sultan’ın Kanuni Sultan Süleyman’a mütemadiyen “Papaz büyüsü” yaptırdığını, bu etkili büyü sayesinde Kanuni’nin elleri ile kollarının bağlandığını söylerler. Bu konudaki bilgileri çok bilimsel kabul edemesek de roman tekniği içerisinde böylesi bir derin şüphenin de romanda işlenmesinin yerinde olacağını düşünüyorum.

Misafir yazarımız Yavuz Ahmet beyefendinin yüreğine sağlık diyorum. Bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum.

 Dursun KUVELOĞLU

Yazar/ Kuşlukta Yazarlar Grubu Üyesi

***

 

AKBABALARIN YILI

Yazarı: Yavuz Ahmet Koç

Türü: Tarihi roman

Yılı: 2014, Ankara, İlk basım

Yayınevi:………………..

Sayfa:…………….

Genç ancak üretken yazarlardan olan Yavuz Ahmet Koç’un kaleme aldığı tarihi roman, ülkemizde tarihe olan merakın hızla arttığı günümüzde, Şehzade Mustafa’nın romanını anlatıyor. Bütün hikayesini değil, onu boğdurmaya götüren hırsların hikayesi anlatılanlar. “Onun kalemini Hürrem kırdırdı, hikayesini Yahya yazdı.’ diyor kitabın başında.
Kitabın tanıtım toplantısında tarihimizdeki üç önemli Arnavut kökenli Türk buyugunden bahsediyor yazar. “Üçünün de Türk milletine olan hizmeti çok büyük ve önemli. Yerleri tartışmasız. Ve kendilerini herzaman Türk olarak addeden şahsiyetler” diyor. Kitabta hayatı Şehzade Mustafa ile birlikte anlatılan Şair Taşlıcalı Yahya, Kaşgarlı Mahmut’tan sonra ikinci Türkçe Lügat’ı ve Türk kelimesini kullanan Kamus-u Türki’nin yazarı Şemsettin Sami ve İstiklal Marşımızın Yazarı Mehmet Akif Ersoy bu üç şahsiyet.
Taşlıcalı Yahya, Şehzade Mustafa’nın boğdurulmasından sonra söylediği beyitler ile dikkati çekmis ve buna rağmen cezalandırılmadan ve bir kenar Balkan şehrinde devlet görevlisi olarak yaşamasının hikayesini, bu olayı, o dönemin şartlarını, boğdurulma hadisesine uzanan yoldaki Osmanlı’nın durumunu, hatta sarayın halini anlatır kendini dinlemeye, sonra da bunu yazmaya niyetlenen Gelibolu’lu Tezkireci Ali’ye. Kitap farklı bir roman diline sahip:
1-Taşlıcalı ile Tezkireci’nin karşılıklı soru cevap tarzı bir tarihi röportaj roman dili.
2-Anadolu’nun günümüzden 30-40 yıl öncesinde bile devam eden hikaye anlatan ve köy köy dolaşan halk kültürü anlatıcısı gibi “arkası yarın” şeklinde devam eden üç günlük bir anlatım şekli. Anlatım devam ederken “arkasından ne gelecek?” sorusunun merakı ile kitap devam ediyor.
Anlatım dilinin sadeliği, Taşlıcalı Yahya’nın şair gibi değil, biraz avam kaçan dili, geçmişe götüren sahneler kitabın rahat okunmasını sağlıyor. Şehzade Mustafa’nın babası Sultan Süleyman’ın otağına girdiği ve boğdurulduğu zaman ki anlatım okuyucuyu duygu seline boğuyor. Sade ve çok güzel bir sahne buradaki satırlar.
Hürrem Sultan ve Sadrazam Rüstem Paşa’nın televizyon dizinden dolayı gündemde olduğu bu günlerde olayların biraz da sarayın dışından nasıl göründüğü, nasıl değerlendirildiği, Fuzuli, Baki, Taşlıcalı Yahya hatta Sultan Süleyman’ın bile beyitleri ile tatlandırılmış güzel bir kitap.

Yorum: Ayşe Filiz YAVUZ AVŞAR, 2014, Ocak