Efraim - Turgay Bostan

 

“EFRAİM” Romanı üzerine bir değerlendirme…

Turgay Bostan’ın yazdığı “Efraim” romanı, yazarın “Son Krifos” romanından sonra kaleme aldığı ikinci roman. “Son Krifos” 2012 yılında Ötüken Yayınları tarafında yayınlandı ve eserin ikinci baskısı yapıldı. “Efraim” romanı da “Son Krifos” gibi üst düzey bir roman olmuş. Aynı zamanda yazarın kendisinin de üyesi olduğu, “Kuşlukta Yazarlar Topluluğu” için 30 adet prova baskı yaptırdığı eser, ilk romanın tadını ve lezzetini aratmayacak kalitede olmuş.

“Efraim” romanı, bol miktardaki yazım hatası haricinde, tam manasıyla yayına ve okuyucusuyla buluşmaya hazır bir roman olmuş. Bahar aylarında yayınlanacağını düşündüğüm roman, yayınlanmadan önce titiz bir tashihe muhtaç. Gerekli düzeltmeler yapıldıktan sonra, Türk Edebiyatı için çok kıymetli bir roman okuyucusuyla buluşmuş olacak.

“Efraim” romanı, üst düzey bir romancının, üst düzey son romanı olarak tanımlanmayı fazlasıyla hak ediyor. Dil sağlam. Tasvirler mükemmel. Romandaki hayatın geçtiği yerleri okuyucu da dolaşma ve tanıma imkânını elde edecek kadar canlı bir sunum var.

Tip, kahraman ve karakterlerin duyguları, iç dünyaları ustalıkla yansıtılmış. Roman kahramanlarının konuşmaları ile iç sesin bir arada yansıtılması, hoş ve zengin bir dil iklimi oluşmasını sağlamış. Bunun neticesinde yazar, romanındaki tip, karakter ve kahramanları oluşturmada ve hafızalara kazımada son derece başarılı olmuş. Romanı okuyup bitirdiğimizde aklımızda tip veya karakter olarak bir iki kişinin fotoğrafı kazınıyorsa, yazar başarılı demektir. “Efraim” romanında hemen her karakter, tip veya kahramanın fotoğrafı hafızalarda canlanıyor. Roman; tip ve karakter çizimi noktasında da son derece başarılı bir eser olmuş.

Turgay Bostan bize, 1850’li yıllarda Trabzon ve çevresindeki siyasal, sosyal ve kültürel kırılmayı iyi yansıtıyor. O dönem ve yöredeki olaylar edebiyatımızda fazla incelenmemiş, marjinal ve maksatlı bazı gayretlerin yazma çabaları da objektif olunamadığı için iz bırakmamış. Turgay Bostan dönemin fotoğrafını çok iyi çekmiş. Yazar olarak taraf olmamış. Propaganda yapma yanlışına düşmemiş. Roman, finale kadar nefes nefese kendisini okutuyor ve müthiş bir finalle son buluyor.

Lezzeti, kalitesi son derece yüksek bu eserden dolayı yazarını kutluyorum. Türk edebiyatının, Türk romancılığının büyük bir yazarın ayak seslerini duymakta olduğunu söyleyebilirim. Bu ayak seslerinin sahibi de Turgay BOSTAN. Başarılı çalışmalarının devamını diliyorum.

Dursun KUVELOĞLU

***

EFRAİM

Yazarı: Turgay Bostan

Yayınevi:……….

İlk Baskı, Ankara, 2014

Turu: Roman

Sayfa:………, Fiati………..

Turgay Bostan’in ikinci Karadeniz, gizli hristiyanlar, krifoslar hakkinda

yazdigi roman bu (Ilk kitabi ‘Son Krifos’). Uzun yillarin emegi, sayisiz kitabin

incelenmesi, bolgenin adim adim gezilip mekanlarin tespiti ile elde edilen 450

sayfalik cok iyi bir kitap.

Efraim, Ismail Aga’nin oglu olarak Trabzon’da dunyaya gelen, dindar bir annenin

medrese egitimi alsin diye uzerine titredigi bir cocuktur. Kucuk yasta annesini

kaybeder. Yaptigi bir genclik hatasindan dolayi, tek evladinin ceza almasini

istemeyen babasi tarafindan, asil memleketleri olan Krom’a dogru yola cikarilir.

O yolculukta ogrenir gercekte kim oldugunu. Annesi samimi bir musluman iken,

babasi aslinda musluman gozuken, muslumanlarin sahip oldugu imkanlardan

faydalanan, cizye denen vergiyi vermeyen, askerlik zamani gelince cogunlukla

Rusya’ya yada eskiya olarak daglara kacan gizli Rum hristiyanlardan biridir.

Krifos denilen gizli hristiyanlarin bir kismi hatta “Molla” kimligi ile dolasmakta,

gunduz camilerde, gece evlerindeki gizli sapellerinde ayin yapmaktadirlar

“Mollapapaz” “buçukislam” olarak. Cift kimligin getirdigi bunalimini asmak

isteyen Efraim’in yalnizca “tek bir mensubiyet” istemesinin arkasindan, zaten

baslayacak olan “Osmanli ya karsi ayaklanmanin” fitili ateslenir, Ingiliz, Fransiz,

Rus, Italyan, Rum elçiler ve Istanbul’daki hristiyan din adamlari tarafindan da

kiskirtilarak. Kitapta gizli hristiyanlarin asikar hristiyan olma yani tanassur

etme (nasranilesme) hikayeleri cok iyi vurgulanmis.

Buradaki hristiyanlarin 1924 deki mubadele sirasinda cogunun göç ettiğini ve

son tanassur olayinin da 1911 de gerceklestigini belirtiyor yazar kitap tanitimi

toplantisinda.

Gizli hristiyanlar yalnizca 1800 lerde gostermediler kendilerini. Her donemde

vardilar ve zamani kolladilar yalnizca. Gercek donme olmadilar hic. Bati’nin ve

Rusya’nin kendilerini desteklediklerini dusundukleri zaman dislerini gosteren,

digger zamanlarda “bizden” gorunen menfaatperestler olarak yasadilar cogu

kez. . Simdi kendilerini “ben aslinda filan millettenim,” diye aciklayan sayisiz

siyaset, spor, sanat dunyasi insanlari gibi… Krifoslar hep icimizde oldular ve

zamani kolladilar ayaga kalkmak icin. Kitapta Trabzon valisi Hayrettin Pasa

bunu cok guzel sorar krifoslarin hamisi olan Rus-Italyan melezi tuccara. “ Vergi

vermek istemeyince musluman, askere git denince hristiyan oluyorsunuz.”

Savasta olmek Muslumanlara, ticaret yaparak para kazanmak ve vergi vermemek

krifoslara mi? mesajini verir bu batili yabancilara.

Kitaptaki her sahsiyet aslinda birer sembol niteliginde. Kirim gazileri olan saf ve

yigit genclerin sahsinda Turklerin saf, yigit, cesur, gozukara ve dost kisilikleri ile

“ekmek yedikleri yere karsi (Efraim’e) gosterdikleri dürüst davranisin sembolu,

Mollapapaz Bayram sahsinda ikiyuzlu menfaatci, sahtekar din adamlarini,

Rikardo sahsinda batili tuccar zihniyeti ve pervazizlik ve simarikligi, Hariadis

sahsinda batinin “herkes emredileni yapmali, fazla dusunmemeli, Efraim gibi

dusunmek basi belaya sokar.” dusuncesini ifade etmektedir.

Burada en onemli tiplerden biri de aslinda Behram karakteridir. Fazla

dusunmeyen, yap denileni yapan ve menfaaati neyi gerektiriyorsa o kaliba

giren, fikirsiz, kole ruhlu, sahsiyetsiz kisiliklerdir bunlar ve kendi donemlerinin

parsasini toplarlar kendilerini kullananlardan. Burada da Hariadis ve benzerleri

tarafindan… Bu kisilik Hristiyan dunyasinin biz Turklerden ve hatta Turkiye’de

yasayan herkesten istedigi kisilik seklidir aslinda: Dusunme, verdigimle yetin,

dedigimi yap…

Efraim’in hikayesinde annesinin mezarinda okudugu dualarda aglamamak,

Sofi’nin saf askini sevmemek ne mumkun. Efraimin cocukken aldigi medrese

egitimi sonrasında, icinde hala muslumanliga ait derin izler kaldigi kitapta cok

iyi anlatilmis. Kitap boyunca Efraim’in “ne zaman geri musluman olacak.” acaba

cevabini aririyor ve bekliyor okuyucu.

Guzel bir kapak, iyi bir dil, surukleyici bir uslup… 450 sayfalik bir kitap olmasina

ragmen, okunmaya baslandiktan hemen sonra, insanin gozunde buyumeden

bitiriliyor. Kitabin adinin ve yazarinin harf kaliplarinin daha okunabilir bir yazi

stili ile yazilmasi ve zemin renginin acilmasi gerektigini dusunuyorum.

Kullanilan dil sade. Ancak yerel sive oldugu gibi konusmalarda verilmis. Okuma

sirasinda bu bir zorluk cikarmiyor bana gore. Daha da cazip hale gelmis oldugu

soylenebilir. Ancak edebiyat dilinde “yerel dil farkliliklari” nin kullanilmasi dogru

mudur degil midir tartismasi bu kitap icin de edebiyatcilar arasinda yapilmaya

devam edecektir kanaatindeyim. Kullanilan yerel “karadeniz agzi”nin okuyucuyu

zaman zaman “ bu ne demek istiyor” sikintisina sokmadığını belirtmek gerek.

Zorlama yok yani kullanilan ağızda.

Dip notlar ile bazi kelimelerin manalari sayfa altlarinda belirtilmis. Sayisi fazla

degil ve okuyucu icin zorlama olusturmuyor.

Kitabin arkasina kisa bir krifos tarihi koyulmasi daha iyi olabilir miydi?

Kitabin basinda yazilan “Gümüşhane’nin ismi ve krifoslarin bu bolgede

ozellikle Krom’daki etkileri kitabin icindekileri daha iyi anlamak ve tarihi

suzgecten gecirmek icin kisa kalmis. Zaman, yer, kisiler ile belki 3-4 sayfalik

farkli bir yaziya yada girise ihtiyac oldugu gorusundeyim. Bu gorus roman

edebiyati turunde kitapta olmamasi gereken bir bolum, yanlis bir fikir olarak

degerlendirilebilir. Ancak kitabin “salt kurgu” olmadigi, derin bir arastirma

sonrasinda yazilmis roman oldugu, icinde yazilanlarin neredeyse yarisinin

gercek hayattan alinmis hatiralardan olustugu dusunulunce “farkli bir roman”

olmasi acisindan da bu ayricaligi hakediyor diye dusunuyorum.

Film olarak da cekilmesi mumkun olan kitabin heyecan icinde okunacagini

tahmin ediyorum.

Yorum: Ayse Filiz Yavuz Avsar, 2014 , Ocak