HÜZÜN GEÇTİ KAPIMDAN


Yazarı: Keziban Gülcan Kaya
Türü: HikayeYayınevi: Bengü, İlk Baskı, 
Yayın yılı: 2013, Ankara
Türü: Hikaye, 115 sayfa

Keziban Gülcan Kaya, hikaye yazarak başladığı edebiyat hayatındaki ilk kitabını çıkarmış. Güzel bir kapak, güzel bir isim ile kitabın albenisi oluşturulmuş. Sayfa sayısının az oluşu ve hikayelerin kısalığı size kolayca okunacak, zevkli bir kitap mesajı veriyor.

Danıştay da hakim olarak çalışan yazarımızın hikayelerinde mesleki yansımalar hemen hiç yok. Oysa mesleğinin gereği ilginç, çarpıcı hikayelerle karşılacağımız beklentisi oluşuyor yazarın hayatını okutunca. Bu durum yazarın, edebiyatı ayrı, farklı bir iş olarak algıladığını ve sınırlarını iyi çizmeyi başardığını gösteriyor.

Yirmiiki hikaye var kitapta. Karşımıza çıkan, kimisi hayatın akışı içinde önce farkedip hızla unuttuğumuz olayların hikayeleşmiş anlatımları şeklindeki kısa hayat hikayeleri bunlar. Sade, sıcak, hüzünlü hikayeler…

…

ELEŞTİRİLER

1-İmla hatası oldukca fazla, kesinlikle detaylı bir düzeltmeden geçmeli.

2- Hikayelerin hemen hepsi, “demlenmeden”, üzerinde nakışvari işleme yapılmadan kitaba aktarılmış.

3-Bazı cümlelerin daha kuvvetli vurgulaması yapılmak istenirken, tekrara düşülmüş ve vurgunun değeri, kelimelerin gücü azalmış.

4- Hikayelerin sonları (hemen hepsinde) gereksiz cümleler ile çarpıcı olmaktan çıkarılmış. Son paragrafların son 3-4 cümlesi kesinlikle hikayeden çıkarılmalı.

5- “Bitmeyen Savaşta” ki x. y, z gibi sembolerin yeri yok. Hikayede bunlara isim verilseydi daha iyi olurdu. Sembollerin edebiyatta yer alması çok özel hikaye konularında, belki polisiye, casus hikayelerinde olur.

6- Anlatimdaki “miş” li zamanlar hikayedeki profesyonelliği azaltmış. Bunlar kaldırilmalı. “Yaptı, gördü, geldi..” gibi ifadeler hikayeyi daha canlı yapar.

7-“Sessiz Komşuluk, Şans Daha Sonra” gibi bazı hikayeler bitmemiş, yarım kalmış intibaını veriyor. “Sonra ne oldu?’ sorusunu soruyor insan, hikaye birdenbire bitince. 
Kitabın ikinci baskısının yayınlanmasında, iyi bir editörlük hizmetinden geçmesi gerekli.

Yazarın gelecekte iyi kitaplara imza atacağını tahmin etmek zor değil. Farklı hikaye konuları bulmak yazara ayrıcalık kazandırıyor.

YORUM: Ayşe Filiz Yavuz Avşar, 2014 Ocak



 

HÜZÜN GEÇTİ KAPIMDAN

Edebiyat dünyasının hazan mevsiminde Hüzün Geçti Kapımdan bir bahar müjdesi gibi geldi bana. Abdürrahim Karakoç, Eriman Topbaş, Nevzat Kösoğlu, Şükrü Karaca ve İslâm Beytullah Erdi gibi isimleri bir solukta saymak kolay da yetiştirmek çok zor. Arka arkaya kaybettik onları ve geride ne bıraktıklarına bile bakmaya fırsat bulamadan yeniden korkunç bir hızla değiştirilmeye çalışılan siyasi ve sosyal yapımızın meseleleriyle boğuşmaya daldık. Bu keşmekeşte her Çarşamba günü Türk Ocakları Kuşlukta Yazarlar Topluluğu’nun kahvaltıları olmasa boğulacak gibiyim. Edebiyata, sanata belki de en fazla ihtiyaç duyulan zamanları yaşıyoruz. Yeni ümitlere, istikbal vadeden yazarlara çok ihtiyacımız var. Çok şükür yaşadığımız ruhî yangına su serpen genç yazarlarımız yetişiyor. Avrasya Yazarlar Birliği Edebiyat Akademisi mezunu Keziban Gülcan Kaya bunlardan biri. Seçkin bir edebi muhit olarak gördüğüm Kuşlukta Yazarlar’da 8 Ocak 2014 tarihinde onun ilk hikâye kitabı Hüzün Geçti Kapımdan kitabını konuştuk.

Kuşlukta Yazarlar’ı seviyorum. Serbest bir ortam burası. Kahvaltı masasında konuk ettiğimiz yazarın, okuyarak geldiğimiz kitabını enine boyuna konuşuyoruz. Yazara eseriyle ilgili aklımıza, ağzımıza gelen her şeyi söylüyoruz. Kitabı yayınlayan yayınevine verip veriştiriyoruz. Bazı kitapları basım öncesi, kitap olarak az sayıda basılmış haliyle de konuşabiliyoruz. Böyle olduğunda yazarlar çok daha fazla istifade edebiliyorlar. Neredeyse yayın evlerinin düzeltmenliğine ihtiyaç kalmayacak şekilde didiklemiş oluyoruz çünkü o kitabı. Edebi anlamda doyurucu olmaya çalışıyoruz. Eleştirdikçe eleştirmeyi, eleştirildikçe eleştiriye tahammülü öğreniyoruz. Öğreniyor, öğretiyoruz. 

Keziban Gülcan Kaya’nın kitabı oldukça kalabalık bir katılımcı tarafından değerlendirildi. Meyveli ağaç taşlanır; Yazar, mezun olduğu yazarlık okulu, yayınevi çeşitli yönleriyle eleştirildi. Kitaptaki hikâyelerin beğenilenleri, beğenilmeyenleri, eksikleri, gedikleri tartışıldı. Yine de fazla ‘hırpalamadık’ diyebilirim. Amacımız bağcı dövmek değil çünkü. Özetlemek gerekirse Keziban Gülcan Kaya eleştirmenlerden olumlu not aldı. Gelecek vadeden bir hikâyeci olduğu kendisine söylendi. Kendisinden yeni hikâye kitapları beklediğimiz söylendi. O da bu eleştirilerden yararlandı sanırım. 

Eleştirmenler elbette kendi gördüklerini yazacaklardır. Ben kendi söylediklerimi yazacağım: Türkiye olağanın dışında, yıldırım hızıyla dönüştürülmek isteniyor. Dönüşüm tabii seyrini izlemediği için sosyal doku çok ağır yaralar alıyor. İç ve dış toplum mühendisleri insanımızın cevheriyle oynuyor, cevherimize saldırıyorlar. Dönüşümü tartışıp, tabii seyrine oturtmamıza fırsat tanımadan üst üste şamar atmaya, başımızı döndürmeye çalışıyorlar. İnsanımız sahipsiz. Resmi, gayrı resmi hiçbir yerden destek almadan, sadece kendi gücüyle ayakta kalmaya çalışıyor. Çok zor da olsa bunu başarmış durumda. Bu Türk toplumunun birikiminin zenginliğinden kaynaklanıyor. Ancak mirasyedi olunmaması gerekiyor. Dağılmaya yüz tutmuş şirazeyi dikme, toparlama çalışmalarına ihtiyaç var. Bunu en fazla sanatçıların, özgün sanat eserleriyle yapması gerekiyor diye düşünüyorum. Keziban Hanım, derdimize ilaç olmaya çalışan hikâyeleriyle benim gönlümde yer etmiştir. Dupduru Türkçesi, akıcı üslubu ile yaralı bünyemizin sıradan insanlarının hikâyelerini, sıradanın ötesine çıkararak işlemiş. Kahramanlar akılda kalıcı. Olaylar unutulmayacak olaylar. Pek az hikâyecinin hikâyeleri aklınızda kalır. Keziban Hanım’ın hikâyeleri onlardan. Hasta annesine hikâyeler uyduran genç, bayramda ziyaret edecek komşu arayan ailemiz, yılbaşı süsü yüzünden babasını kaybeden kızımız, çocuğu gibi büyüttüğü delikanlının evlendiğinde kendisinden uzaklaşmasını gören annemiz, üstüne gül koklayan yatalak kocasına bakan kadınımız...

Keziban Gülcan Kaya’nın Bengü Yayınevince basılan hikâye kitabı Hüzün Geçti Kapımdan, bir solukta okunacak, Türk insanına içeriden de bakılabileceğini gösteren güzel bir kitap. Yazarı, hocalarını, yayın evini kutluyorum. Kitabı, tavsiye ederim okuyun; siz de dostlarınıza tavsiye edeceksiniz.

Yorum: Arslan Küçükyıldız

 

-------------------------------------

“Hüzün Geçti Kapımızdan”

“Kuşlukta Yazarlar Topluluğu” olarak 96’ıncı toplantımızda, hikâyeci Keziban Gülcan Kaya hanımefendiyi misafir ettik. “Hüzün Geçti Kapımızdan” isimli hikâye kitabını tartıştığımız Keziban Gülcan KAYA hanımefendi, Avrasya Yazarlar Birliği, “Hikâye Atölyesi”nde yetişmiş. “Hüzün Geçti Kapımızdan” isimli eser de yazarın ilk hikâye kitabı…

Kitabın kapağı ve ismi dikkat çekici… Bengü Yayınlarından çıkan kitapların isim ve kapakları gerçekten çarpıcı. Aynı gelenek, yazarlık atölyesinden yetişen ve kitapları basılan yazarların eserlerinde de göze çarpıyor. Bu çarpıcı ve dikkat çekici örneklerden bir tanesi de “Hüzün Geçti Kapımızdan” isimli hikâye kitabı…

Kitaptaki hikâyeler, gündelik hayat içerisinde çoğu kere farkında olmadığımız yahut önemsemediğimiz “küçük” insanları, “küçük” hayatları ve “küçük” sorunları konu edinmiş. Günümüzde pek çok değerin aşındığı, içinin boşaldığı ve insani duyarlılıkların yavaş yavaş körelmeye yüz tuttuğu bir ortamda, sımsıcak bir yürekle kaleme alınan hikâyeler, bizi biz yapan değerlerimizi ve vicdanımızı hepimize bir kere daha hatırlatıyor. Kitaptaki hikâyeler bu bakımdan çok kıymetli ve herkesin kolaylıkla alabileceği insanı mesajlar veriyor.

Kitaptaki hikâyelerin genellikle kişisel yaşanmışlıklar ve gözlemlerin ürünü olduğu ilk bakışta anlaşılıyor. Hikâyeler arasında tamamen kurgu eseri hikâyelerin olmasını da görmek isterdim. Yazarın bir hukukçu olması sebebiyle, en azından bundan sonraki hikâyelerinde –mesleki birikimini avantaj olarak kullanıp- suç ve suçlu konularını işlemesini bekliyorum. Polisiye romanı çağrıştıracak “Polisiye hikâye” tarzı bir çalışmadan ziyade, suç ve suçlunun dramı, kaynağı ve arka planına ışık tutacak hikâyelerin, aydının temel görevleri arasında olması gereken topluma hizmet etme ve aydınlatma hedefine de hizmeti olacağına inanıyorum.

Yazarın dili kullanma becerisi son derece başarılı. Sade ve anlaşılır bir dille kaleme alınan hikâyeler, sosyal duyarlılıklara seslenen ve harekete geçirmeyi hedefleyen takdire şayan bir sorumluluğun izlerini yansıtıyor.

Kitapta imla/yazım hatası çok fazla... Özellikle de/da eklerinin bitişik yahut ayrı yazılması kuralı çok yerde ihlal edilmiş. Noktalama işaretlerinde de hatalar var. İkinci baskıya girmeden önce, kitabın titiz bir incelemeden geçirilmeye ihtiyacı var.

Kitapta yer alan bazı hikâyelerin finalini zayıf bulduğumu belirtmek isterim. Sanki yer darlığından ötürü yahut mürekkep bitmişçesine hikâye aniden sonlandırılmış. Bu hikâyeler okuyucuya, “Yani? Ne oldu?” sorularını sordurmaya aday görünüyor. Sayfa 29’daki “Can tıkırtıları” isimli hikâye muhteşem olmuş. Bu hikâye, kitaba ismini verebilecek kadar anlamlı ve çarpıcı olmuş.

Yazarı kutluyorum. Türk edebiyatının önemli bir hikâyeci kazanmanın eşiğinde olduğunu memnuniyetle ifade ederken yazara, bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum.

Dursun KUVELOĞLU

Yazar/Kuşlukta Yazarlar Topluluğu Üyesi