KIRK


Şair Tarık İhsan ŞAHİN’in, “KIRK” kitabı üzerinde bir değerlendirme…

Kuşlukta Yazarlar Grubu olarak, 95’inci toplantımızda misafir ettiğimiz Tarık İhsan Şahin, kendisinde ışık gördüğüm genç bir şair olarak dikkat çekiciydi. Kuşlukta Yazarlar Grubu’nun bir mensubu olarak, şiir değerlendirmesi yapmak veya şiir kitabı eleştirisinde bulunmak en çok zorlandığım konular arasındadır. Buna rağmen, toplantımızda ifade ettiğim ve sizlerle özet olarak paylaşmak istediğim değerlendirmelerimin, şiirin sosyolojisi veya teoriği kapsamında değerlendirilmesi daha münasip olacaktır.  

Şiir yazmak bana göre zor ve özel bir sanat faaliyeti… Şiiri eleştirmek ise en az bunun kadar zor. Çünkü kişisel duyuş, algı ve kişiye özel yaşanmışlıkların ifade edilmesi, Şaire, “Ben böyle hissettim ve hissettiklerimi yazdım” deme hakkını veriyor. Ancak, her işin ve sanat dalının bir kanunu olduğu gibi, şiirin de bir kanunu, nizamı, geleneği ve sistematiği vardır. Bunun istisnası olamaz mı? Elbette olur. Eğer şair, dünya çapında bir şair olarak kabul edilmişse kendine özgü üslup ve sistematik üretme hakkına da sahip olur. En azından bu hak kendisine tanınır.

Şiir, söze vurulan mühür yahut sözle vurulan mühürdür. Şiir, okuyanı çarpan, şaşırtan, hatta sarsan bir etki yaratacak tarzda kelimeleri seçmektir. Ve bana göre şiir, asla bir ilham eseri değildir. “İlham geldi; sihirli kelimeler yüreğimden kalemime aktı” şeklinde özetlenebilecek bir yaklaşım, benim açımdan kabul edilemez. Şiir bir birikim ve bu birikimin kazandırdığı derinliğin yansımasıdır.

Şiir, çoğu kere ölü kelimeleri dirilten, yeni kelimeler üreten ve bunun sonucunda hayata farklı bakmamıza yardımcı olan bir sanat dalıdır. Bana göre şair, sanatkârların en iddialısıdır. Hepimizin gördüğü, dünyaya ve hayata dair resmi, bize farklı yönleriyle anlatandır. Bu bakımdan şairler özel ve farklıdırlar. Özel ve farklı olmalarını da şiirleriyle bize gösterirler. Bir bakıma şair, ortalamanın üzerinde olmak ve bunu okura hissettirmek zorundadır.

Bana göre edebiyatın diğer dallarında olduğu gibi, şiirle uğraşan herkes felsefe, psikoloji, sosyoloji okumak, anlamak zorundadır. Yetiştiği ve ürettiği iklime ait folklorik değerlerle tanışıklık içerisinde olmak mecburiyetindedir. Hayata ve yaşananlara dair resmettiklerinde bir fark ortaya koymak istiyorsa şair bu yetkinliği yakalamak zorundadır. Şairin bu alanlarda eksik kalması, şiirinde görmeyi arzu edeceğimiz derinliği, hatta muzipliği bize yansıtmakta yetersiz kalacaktır. Bu durumda şiir adına ortaya konulan/konulacak eser zorlama, hatta yavan bir sunum arz edecektir.

Bana göre şiir; okuyan herkesin farklı anlamlar yükleyeceği, farklı yorumlar yapabileceği, ilk okuduğunda tekrar başa dönüp okuma ihtiyacı duyduracak sürprizler yumağı sunmalıdır. Gündelik dil ve üslubun yerleşik ezberi, şiiri esir almamalıdır. Gündelik söylem ve bakış açısına paralel giden şiir, okuru tatmin etmekten uzak kalacaktır. Şair bu noktada da bir fark ortaya koyabilmelidir.

Şairin temel bir zorluğu da şuradadır: Türkiye, 76 Milyon nüfusa sahip bir ülkedir. Bu nüfusun neredeyse 50 Milyon kadarı, hayatının bir döneminde, bir tane de olsa şiir yazmıştır. Bu elli milyon kişinin neredeyse yarısı kendisini potansiyel şair olarak görür. “İstesem yazarım” düşüncesini taşır. Ya ilham gelmediği için, ya da gündelik koşturmaca içerisinde fırsat bulamadığı için yazamadığını düşünür ve buna samimiyetle inanır. Bu bakımdan, şair olma yolunda ilerleyen bir kişinin, kabaca 25 Milyon kadar rakibi vardır. Sayılar bilimsel verilere dayanmasa da buna yakın bir yoğunluğun varlığı da inkâr edilemez düşüncesindeyim. Yani herkes roman, hikâye yahut deneme yazmaz. Ama hemen hemen herkes şiir yazmaya teşebbüs etmiştir. Yazmıştır. Yazmayı düşünmektedir. Şairin bu yüzden milyonlarca rakibi vardır. Bu sebeple şair, milyonlarca rakibine hitap etmek, onları etkilemek ve onlardan farklı bir çizgi yakalamak zorundadır.

Şairin kendisi için yazdığı şiir, şiir değildir. “Başkaları umurumda değil, kendim için yazdım” diyen bir şair, kendince duygularını ifade etmiştir. Yazdığı sanat değeri taşıyan bir ürün olmaktan uzak kalır. Şairin şiiri hedef kitlede duygusal bir deprem veya sarsıntı yaratabiliyor; hedef kitle tarafından okunma ve ezberlenme ihtiyacı doğuruyorsa o vakit yazılan bir şiirdir.

İfade etmeye çalıştığım değerlendirmeler, Tarık İhsan Şahin’in prova baskısını yaptırdığı ve halen yayına hazırlama çalışmalarını devam ettirdiği “KIRK” isimli şiir kitabı için de ziyadesiyle geçerlidir. Az sayıda da olsa kitapta üst düzey şiirler var. Ancak genelde şiirlerin mayalanmaya/demlenmeye ihtiyacı olduğu açık. Prova baskısı yapılan kitap demlenme süreciyle paralel, titiz bir elden geçirmeye ve düzenlemeye de fazlasıyla muhtaç durumda. Şair’in özgeçmişi yok. Kitabın sonuna eklenen rivayet/hikâyenin şiir kitabında yeri yok. Orada unutulmuş gibi. Şiir tadında başlığıyla verilmiş hikâye, şiir tadı vermediği gibi, kitabın şiirsel bütünlüğünü de bozmuş.

Şiirler, sembol kullanımı ve kültür hazinemize atıflarda bulunma noktasında zayıf kalmış. Bu zayıflık, şiirlerde görmeyi arzu ettiğim derinliğin verilmesini engellemiş. Pek çok şiirin bu açıdan da zenginleştirmeye ve yeniden ele alınmaya muhtaç olduğunu belirtmek isterim. Misafir yazarımız Tarık İhsan Şahin beyefendiye bundan sonraki çalışmalarında başarılar diliyorum.

Yorum: Dursun Kuveloğlu

 

***

KIRK
 
Yazarı: Tarık İhsan Şahin
 
Türü: Şiir
 
Yayınevi:…………. 2014,…
 
İlk Baskı……………Şehir:…………
 
Sayfa:………….. Fiyatı:…………..


 
“Herkesin yüreği kadardır denizi… Sayfa 11.”
Herkes gençliğinde şiir yazar, çoğu zamanla yırtar atar, sonra yazdığını da unutur. Hatta şiir okumayı bile bırakır. Şiirden anlamam.” diyen bir edebiyatcıya, bir diğer büyük edebiyatcı “ Şiirden anlamam demek, edebiyatı da bilmemek demektir.” diye karşı çıkmıştı.
Şiir, okunması, anlaşılması, bilen için de yazılması gereken bir edebiyat dalı…
Kırk isimli kitabın yazarı, bir hekim ve işadamı. Bir koltukta birkaç karpuz taşıyanlardan.
Kırk, yazarın bu kitabı çıkarırken ulaştığı yaşı, hayatının özünü anlatan mısraları temsil ediyor. Kapağında da “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.” sözünü hatırlatmak için altınyaldızlı fincanda köpüklü Türk kahvesinin resmini taşıyor.
Köpüklü bir Türk kahvesi tadında şiirler var içinde. Kitabın sayfalarının altındaki sayfa numaraları, her şiirin üstüne kondurulmuş karakalem küçük resimler, bölüm aralarına koyulmuş kısa özlü düşünceler (Dostun ne ise postun odur. Nefes var, dert çok/ Allah var, gam yok….), şair ruhun inceliklerini gösteren işaretler…
Serbest vezinle yazılmış şiirler de var kitapta, hece vezni ile yazılmış olanlar da. Yıllar öncesinde yazılmış dizeler de var, son günlerin şiirleri de. Hepsinde farklı bir tat, ruha yaptırılan seyahatler, hüzün de var, umutlar da.
“Bir bebek gelecek bizleri gömmek için/ Bir bebek gelecek gün gelip ölmek için…sayfa 37”
“Kır çiçeklerini ve harman tozunu/Saçına takıp da bir kere görün/ Açıver peçeni göster yüzünü/Sonra ölümümle yıllarca övün…sayfa 41.”
“Sen de sus, ben de susayım/ Bu gece yalnızlığı ve çileyi asayım./Sen de bak gökyüzüne ben de bakayım/Sana benzer yıldızları tek tek sayayım. Sayfa 45”
“Camı kırılmış saatini saklıyorum./Hiç kurmadım, değiştirmedim vakti./Çünkü ben, hep o saatte bekliyorum. Sayfa 104”
“Saçlarıma yağan kar tanelerinden bir tanesi düşmüyor içimdeki yangına. Sayfa 107.”
Çok güzel şiirler var kitapta: Ölüm meleği, İsimsiz şiir, Unutmak, Ruhlar zindanı, Dargınlık, Hayal perisi, Ne olur, Gel git, Sevda yükü, Biraz daha kal, Yazmak, Donkişot, Ankara’da yağmur var… Ve diğerleri…
Yazarın, iyi bir şair olarak ileride yeni kitaplara imza atacağını tahmin etmek zor değil.
 
Yorum: Ayşe Filiz Yavuz Avşar, 2013, Aralık


 
ELEŞTIRILER
 
Kitabın sonuna eklenmiş olan hikayenin kitap arasında bir bölme gibi olması ve sonra bununla ilgili bazı şiirlerle bir bölüm oluşturulması mümkün olabilirdi. Yada bu hikayenin şiir tadında yazılması da. Sondaki ek olarak kalması bence kitaba ve hikayeye haksızlık olmuş.
Son yıllarda yazılmış olan şiirlerin yeniden gözden geçirilmesi veya biraz demlenmesi gerekli. Yılların öncesinde yazılmış olanlar, yılların eskitemediği tadı veriyor ve demlendiğini de gösteriyor. Demlenmesi gereken şiirler, kitap çıkmadan önce yetiştirilmesi gereken şiirler olduğu hissini veriyor. Bu şiirlerin zamana bırakılması ve sonraki kitaplarda değerlendirilmesi mümkün olabilir.
İmla hataları konusunda şiirin farklı özellikler taşıdığını, düz makalelerden farklı olduğunu biliyor ve kitabın bir edebiyatcının imla kontrolunden geçmesi gerektiğini de düşünüyorum. Şiirlere numara verilmesine gerek yok.