PİR / Fatih Duman

 

Yazar Fatih DUMAN’ın, “Pir” romanı üzerine bir değerlendirme…



Hoca Ahmet Yesevi’yi anlatan romanların sayısı son yıllarda artmış olsa da her birisinde ayrı bir lezzet tadılması mümkün. Aynı mekân ve aynı kişinin hayatının anlatılmasına rağmen tekrara düşülmemesi romancılığımız açısından takdire şayan bir gelişmişliğin de ifadesidir. Bu çizgide verilen başarılı eserlerden birisi de şüphesiz Fatih Duman’ın “Pir” isimli romanıdır. 1987 doğumlu olan genç yazar, böylesine iddialı ve tasavvuf konusunda birikim gerektiren bir konuyu ele almış, üstesinden de gelmiştir.

Öncelikle, romanın tam bir misyon romanı olduğunu belirtmekte yarar var. Yani roman, edebi bakımdan bir değer ifade etme kaygısını taşımaktan öte, hizmet etme amacına yönelik bir algı uyandırmaktadır. Özellikle her bölümün başında veya sonunda yer verilen “Menkıbeler” romanın bilgi vermeye yönelik bir misyon romanı olduğu algısını kuvvetlendirmektedir. Ayrıca; menkıbelere yer verilmesi, sanki romanın ilgili bölümünün açıklanması yahut oturduğu zeminin sağlamlığını gösterme kaygısının taşındığı izlenimini uyandırmaktadır. Menkıbelerin romandan ayıklanması, romanın edebi terazisi üzerindeki gereksiz bir yükü kaldıracaktır, düşüncesindeyim.

Yazarın sağlam ve akıcı bir dili var. Roman gereksiz ayrıntılarla okuru boğmamış. Sade ve anlaşılır bir dil kullanılmış. Metin altı zenginlik, eserin genelinde göze çarpıyor. Yazarın, İslami ve tasavvufi kavramlara hâkimiyeti, roman boyunca kendisini hissettiriyor.

Musa Barlas karakteri, romana ayrı bir lezzet katmış. Belki de romanı daha zengin ve hareketli hâle getirmiş. Bu tip romanlarda ana kahraman/karakter kadar belirgin bir başka karaktere yer verilmesi sık rastlanılır bir durum değil. Ancak, bu romanda denge sağlanmış. Roman kurgusu bir anlamda Yesevi-Musa Barlas romanı gibi görünse de okur açısından, “Bunun gereği var mıydı?” sorusunu sorduracak bir yapı doğmamış. Çünkü roman, Musa Barlas karakteri üzerinden, Horasan Erenleri’nin manevi iklimi nasıl etkileyip değiştirdiğini güzel yansıtmış. Bunu yapabilmek için de Musa Barlas karakteri iyi bir seçim olmuş.

Musa Barlas’ın kötü adamlıktan iyi bir insana, kâmil insana evrilmesi/dönüşmesi/ulaşması, inandırıcı olarak yansıtılmış. Yani bir mucize olmamış, abartılı bir seyir izlenmemiştir. Makul ve bir insana etki edebilecek zaman/olay örgüsü romanda inandırıcı bir şekilde yer almıştır.

Roman aslında 329’uncu sayfada bitmiş. Hem de güzel bir finalle bitmiş. Sonraki bölüm gereksiz… Romanın sonraki baskılarında çıkarılmasını öneririm. Aynı şekilde, yukarıda da ifade ettiğim gibi, menkıbelerin de romandan çıkarılması, eseri “Yesevi Kitabı” olmaktan çıkarıp, “Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’nin romanı” hâline getirecektir. Ayrıca, Musa Barlas hariç, romandaki tip ve karakterlerin analizi zayıf kalmış. Tip ve karakterler belirgin hâle getirilememiş. Bundan sonraki çalışmalarda, romandaki tip ve karakterlerin ya fiziksel, ya da psikolojik açıdan daha belirgin sunulması, yazarımızın eserlerinin kalıcılığı ve gelecek kuşaklara uzanmasını sağlayacaktır, diye düşünüyorum.

Önemli bir eksiklik de mekânların tasvirinde göze çarpmaktadır. Yazar, etkili diliyle bizi kitabın içerisine çekebilmiştir. Bizi manevi iklimde de başarıyla dolaştırmaktadır. Ancak maddi iklimin sunumunda yazarın cimri davrandığını söyleyebiliriz. Okurun gözünde mekânların canlandırılması noktasında eksikliklerin olduğunu söylemek gerek.  

Yazarın velûd bir yazar olduğunu anlıyoruz. 2009 yılından 2013 yılına kadar yedi adet eserinin yayınlanmış olması, eşine az rastlanılır bir üretkenliği gösteriyor. Yazarımızın bu üretkenliğinden ilham alarak, bundan sonraki ilk çalışmasının “Aslan Baba” üzerine olmasını çok arzu ederim. Tebrik eder, bundan sonraki çalışmalarında başarılar dilerim.


YORUM: Dursun Kuveloğlu (Kuşlukta Yazarlar Topluluğu Üyesi)