Gevher Demirkaya Aktaş

 

AŞIK ŞENLİK'İN HAYATI

 

Çıldır denilince akla ilk gelen isimlerden biridir Aşık Şenlik. İşgal günlerinde halka moral veren, hiç kimseden çekinmeden sözünü söyleyen ve ondan sonra gelen bütün aşıkların üstadı, büyük ozan…

Büyük araştırmacı rahmetli Prof. Kırzioğlu1853 – 1913 yıllarında yaşadığını bildirir. Prof. Aslan ise doktora tezinde Şenlik’in 1850 – 1913 yılları arasında yaşadığını yazar. Dedem Molla Mehdi de bulunan tamamı dokuz dörtlük olan aşağıdaki mısralarda ise Şenlik Babanın 1850 de doğumundan söz edilmektedir.

                                                

                                                  Zişan oldu 1850 de

                                                  Aldı bu menzili Baba Şenliği

                                                  On yedide ilmi irfana erdin

                                                  Okudu gazeli baba Şenliği

     

Asıl adı Hasan’dır. Karapapak oymağından olup Çıldır’ın eski adıyla Suhara, sonra Yakınsu, şimdiyse adı Aşık şenlik Beldesi olan,  Aşık Şenlik Kasabasında doğmuştur. Babası Molla Kadir Ağa, annesi Zeliha Hanımdır. Aşık Şenlik kendi köyünden iki evlilik yapmıştır. Birinci eşi Abdullah kızı Mürvet hanımdır. Mürvet hanımdan iki çocuğu olmuştur. ( Memedo ve Hanife) ikinci eşi Asker Kızı Huridir. Huri hanımdan da üç çocuğu olmuştur.  Kasım, Namaz, (Namazo) ve Halay’dır. Şenlik, 14 yaşında kuş avcılığı yaparken dere boyunda uyuya kalmış, düşünde aşk badesini içmiş. Rüyasında kendisine Arapça öğretilmiştir. Kendisini uyandırmaya gelenlere şiirle karşılık verince köyün imamına götürmüşler o da buna hak badesi içirildiğini söylemiştir.   19 yaşında dönemin önde gelen aşıklarından olan Aşık Nuri den saz dersleri almıştır. Kars, Ahıska, Borçalı, Tiflis, Gümrü ve Revan’ı dolaşmış, çağının birçok aşığıyla karşılaşmalar yapmıştır.  

Karapapak ağzını iyi biçimde kullanan aşağın eserlerinde özellikle İslami etkilere ve Allah sevgisine sıkça rastlanır. Ayrıca aşk, doğal güzellikler, yiğitlik, esaret, yaşam, ölüm gibi temalara da değinmiştir. Yaşanan olaylardan esinlenerek düzenlediği Latifşah, Sevdakar, Salman Bey hikayeleri halk türkülerinin tüm özelliklerini taşımaktadır.

Şenlik çağı, halk ozanları bakımından geniş ve güçlü bir çağdır. Ozanımız bu ozanlardan Feryadi, mazlumi, Sümmani, Aşık Abbas ve İzani ile karşılaşmıştır. Sümmani ile bütün hayatları boyunca kardeş gibi yaşamışlardır. Söylentiye göre bir karşılaşmalarında uzun boylu çaba sarf edip, yenişememişler, yorulunca Şenlik’in annesi içeri girerek her ikisine de kardeşsiniz anlamına gelmesi için göğüslerini işaret ederek göstermiş ve ozanları ayırmıştır.

Dil olarak ağdalı bir dil kullandığı görülse de, çağının ozanlarında genel olarak görülen bu durum, salt Şenlik için eleştiri konusu edilebilecek bir özellik değildir.

1877- 78 ( 93 Harbi) Osmanlı – Rus Savaşının olduğu dönemde Aşık Şenlik kahramanlık destanlarıyla,  koçaklamalarıyla yöredeki milis kuvvetlerinin direnç kaynağı olmuştur.

Burada birde onun yakın akrabası ve can dostu yanından hiç ayrılmayan dedemin kardeşi Molla Mehdi’in ağzından dinleyelim Aşık Şenliği.

Aşık Şenliğin, okuma yazması yoktu. Hak aşığı olan Şenliğe katiplik yapan dedem Molla Mehdi, onun yanından gece gündüz hiç ayrılmazdı. Şenlik Baba’nın, ağzından çıkan her şiiri her sözü anında kulağının arkasında taşıdığı kalemini alır, cebinden çıkardığı defterine, noktasına virgülüne kadar yazardı.

Hasan,  canlı kanlı, kaşı gözü yerinde, bakışları keskin bir çocuktu. Yüzü gibi huyu da güzel olan Hasan, iki yaşında o zamanın amansız hastalığı olan çiçek hastalığına yakalanır. Hastalığı atlatır ama  bütün hayatı boyunca bu hastalıktan hatıra kalan çiçek izlerini yüzünde taşır. Yedi yaşına geldiğinde çağdaşları arasında kısa zamanda kendini gösterir. Oyunlarda güreşlerde onları yenip sindirir. Ayrıca zeka bakımından da onlardan üstün olduğunu belli ederdi. Sinirlenmeyen, sakin huzurlu bir yapısı vardı.

Her çocuk gibi o da çağdaşlarıyla birlikte aşık oynamış, kuzu otlatmış, evlerinin hemen altından akan Karasu’da yüzmüş ve böylece on yaşına basmıştı. O zamanın şartlarında Rus işgalinde olan  Çıldır da ki Rus okullarına gitmeyi reddetmiş. Kuranı Kerimi okumayı  öğrenmiş, gezip tozmayı tercih etmiştir.

Hasan’ın Şenlik Baba’ya dönüşmesiyle ilgili olarak iki görüş anlatılır. Birincisine göre Şenlik adı ona beş veya altı yaşlarında iken çok şen şakacı ve ele avuca sığmayan bir çocuk olduğu için verildiği sanılır. “ Aya bu Hasan evimize şenlik getirdi. “Bunun adı Şenlik olsun.” Diyerek  babası tarafından verilmiş o günden sonra da anası, babası, dayısı onu severken “Menim şen oğlum, Şenlik oğlum” veya “şen balam Şenlik balam” diye sevmişler.

İkinci görüşe göre de Şenlik adı ona pir tarafından bade ile verilmiştir. Pir konusu üzerinde çalışanlar, badeyi ikiye ayırırlar: Birincisi pir dolusu badedir ki, bu badeyi içen aşık sevdiğinin aşkı uğruna yanıp kavrulur. Aşığın gözü sevgilisinden başka hiçbir şeyi görmez. İkincisi er dolusu badedir ki, bu badeyi içen aşık da, bir güzele aşık olmakla birlikte aynı zamanda atılgan, vurucu kırıcı da olurmuş.

Yukarı da sözünü ettiğimiz gibi ele avuca sığmayan Hasan, ataları gibi, avcılığa merak salıp, iyi bir avcı olmasının yanında zamanın silahlarını kullanmakta da usta olmuştur. Her mevsimde o mevsimin gereğine göre avlanan Hasan, bir yaz gününde kendi köyleri ile Zinzal (Güvenocak Köyü) köyünün sınır kısmındaki Bulaklar mevkiinde yaban ördeği avlamak üzere yaptığı av yerinde pusuya yatar. Havanın sıcak kendisinin de uykusuz olması sonucunda bulunduğu yerde derin bir uykuya dalar. Ne olursa bu uyku anında olur. Onu üç gün sonra bulurlar. Aramalar sırasında dayısı İbrahim, onu av siperlerinin arasında baygın yatarken görür. Kucağında köye getirir. Zamanın bilge kişilerine baktırılır, tedavi ettirilir. Şavşatlı Molla Süleyman, Hasan’ı konuşturmaya çalışır. Çocuk ateşler içinde yatmaktadır. Güneş yanığı olan yerlerine soğuk suyla ıslatılmış bezlerle kompresler yapılır, yoğurt sürülür. Akşama doğru kendisine gelen Hasan gözlerini açar ve nerede olduğunu anlamak istercesine çevresindekilerin yüzüne tek tek bakar. Bakışları dalgın ve durgundur. Ayrıca üç gün içinde sanki otuz yaş birden büyümüş gibi olgunlaşmıştır. Şavşatlı Molla Süleyman,”yavrum geçmiş olsun. Allah şifa versin, sende bir garip hal gördüm. Hayırdır inşallah” diye sorduğunda yatağından hafifçe doğrulan Hasan, işaret parmağını ileri doğru uzatarak ve tane tane olmak üzere üç kıtalık bir şiir okur.  Aşağıda bir kıtasını aldığım şiir şöyledir.

   

                                   Ay hoca arş-ı ala da iftihabım açtılar

                                   Kefke-bi Bedr-i Huda’da hicbim açtılar

                                   Yerin göğün arşın kürşün sırrına oldum agah

                                    Hikmet-i kudret yedinden çar kitabım açtılar

            

O kışı hasta geçiren Şenlik İlkbahara doğru kendini  toparlar. İlk baharın sıcaklarıyla birlikte evlerin önündeki kara taşın üstüne oturmaya başlar , ara sıra da çeşmeye iner elini yüzünü yıkar serinlemeye rahatlamaya çalışır. Kimi zamanda çeşmenin taşına oturarak Karasu’yu seyreder. Bu seyir sırasında da zaman zaman hayal alemine dalıp giderdi.

O yaz Şenlik, kendisini toplar ve eski neşeli haline kavuşmasa da gülüp söylemeye başlar. Şenliğin hayatı üç safhaya ayrılır. Ya da ayırmak gerekir. Bu safhalardan birincisi saz çalmasını bilmeyen Şenlik; ikincisi saz çalabilen ve değişlerini türkülerini saz ile söyleyen Şenlik ve sonuncusu da sazı çıraklarına çaldırtan tarikat eri Şenlik. ( Nakşibendi tarikatı)

Pir, Şenlik Baba’ya bade verdiğinde gördüğü hayalin dışında, İncil, Zebur, Tevrat ve Kur’an dersini de, Arapça, Farsça ve İmran dillerini de öğretmiştir.Ayrıca Pir, Şenlik’e Peygamberimiz HZ. Muhammet’in cemalini de göstermiştir. Bu olayların sonucunda Şenlik, sadece bir halk şairi değil aynı zamanda bir Hak aşağı da olmuştur.

Altmış üç yıllık ömrünün en az kırk beş yılını hikaye tasnif edip, şiir söylemekle geçiren Aşık  Şenlik’ten ne yazık ki elimizde az denecek kadar şiir kamıştır. Şenlik’in çok zengin bir kelime hazinesi vardır. Bir şiirinden hareketle yetmiş binden fazla kelime bildiğini çıkarabiliyoruz. Bir örnek:

                                    Üç lügattan cevap verem men size

                                    Arap lisan Farsi zeban Türki dili

                                    Şaşgın gezen düşer sahraya düze

                                    Arap Tarık Farsi irah Türki yol

Şu hususu belirtmek gerekir ki, o, özü, sözü ve yaşayışıyla bir halk şairidir. Halkın içinden çıkmış halkın içinde yaşamış, halk ile birlikte gülmüş, birlikte ağlamış, halkın derdiyle dertlenmiş ve o halkın içinde ölmüştür.

1877-78 (93 Harbi)Osmanlı Rus harbinde  bozguna uğrayıp dalga dalga dağlara kaçan halka, Doksan Üç Koçaklaması  moral verip gayrete getirmiştir.  Bu koçaklama bu gün Kars’ta, Ardahan da, Çıldır’da büyük küçük herkesçe bilinir. Türkiye’nin her yerinde aydınlar, şairler bilirler. Ozanlar onun değişlerini söyler. Yedi kıta olan Doksan Üç Koçaklamasının ilk iki kıtası şöyledir.

            

                                        Ehli İslam olan eşitsin bilsin

                                        Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

                                        İsterse Uruset neki var gelsin

                                        Can sağ iken yurt vermeniz düşmana                     

                                        

                                        Guşanın gılıcı geyinin donu

                                        Gavga bulutları sardı her yanı

                                        Doğdu goç yiğidin şan alma günü

                                        Can sağ iken yurt vermeniz düşmana

                         

93 Harbinde ( 1877-78) ve sonraki zamanlarda vatan savunma için milis kuvveti yetiştirip askerlik eğitimi veren Büyük dedem Kasımoğlu Hasan Ağa ve diğer halk önderleri için yazdığı bir şiirin iki kıtasını aşağıya alıyorum.

                                        

                                        Zulumata vurdu kamer ziyası

                                        Eflatun nüfuslu bir efter idi

                                        Kasımoğlu Hasan Ağa namında

                                        Çıldır sancağında irehber idi.

                                        

                                        Bütün yasa döndü bu devr-i afet

                                        Hile-yi şer oldu bize musallat

                                        Hisar etti her tarafı zulumat

                                        Seyraguftan gelen kem haber idi.

     

Savaş yıllarında Kars’ın Ermenilerle dolu olduğu günlerde, Çıldır’dan Kars’a gelen Aşık Şenlik, durumun kötü olduğunu görünce, geri döner. Dönerken yolda arkasında süvarileriyle, bir Rus Generali rastlar. Kendisinden vaziyet hakkında ve Rus Çarlığını mı, yoksa Osmanlıların yanında mı yer alacağını soran Rus genaraline şu yanıtı verir.

                                      

                                        Hulusi gabilden bilsen fikrimi

                                        Men Allah’tan Al’osmanı isterem.

                                        Merhamet sahibi ol rahmi gani  

                                        Nesli mürsel hökmü hanı isterem

 

                                       

                                         Süleyman yurdunda bergarar duran

                                         Muhammet vekili makamı nuran

                                         Hıfzının zberi ayeti Kur’an

                                         Selavatı, o sultanım isterem.

 

                                         Al’osman şahım var şahlar perveri

                                         Dilinde selavatı, zikri ezberi

                                         Kaftan kafa zirü ezberi

                                         Hükmetmeye bir tek onu isterem.

                                           

                                          Emri hak yedinden çekilip kalem

                                          Var imiş ettiğim yetişti belam

                                          Mülkünde saltanat hükmünde alem

                                          Divanında Şevket Şam isterem.

         

                                          Gam günlü Şenliğin gönlünün şadı

                                          Çıkmaz hatırımdan Al’osman adı,

                                          Gidipti dünyanın lezzeti tadı

                                          Mahşer günü bir mekanı isterem.

       

Bunu dinleyen Çarlık Rusya’sının generali bu büyük ozanımızı kutlayarak “Eğer Çarlık Rusya’sını istiyorum deseydin, hemen boynunu vurduracaktım. Tam dinine, milletine sadıkmışsın.” Diyerek, yirmi beş lira da mükafat verir. Zamanın tanınmış bir çok aşıklarıyla karşılaşmalarda bulunan Aşık Şenlik,  istilacılarla mücadele veren en güçlü aşık olarak bilinir.

1913 yılında, Revan da hanlar arasında yapılan bir düğünde, toy babası (Düğün sahibi) seçimi için bilinmedik bir hikaye yarışı başlar. “Latif Şah” hikayesi Revan’lı bala Mehmet ((Aşık Şenlik’in öğrencisi ve hikaye de Aşık Şenlik’e aittir) tarafından, okununca, aldığı birincilikle, başını belaya sokar. Toy babası seçimini kazanan Bala Mehmet, bazı hanlar tarafından sıkıştırılarak, hikayenin ustasının gelmemesi halinde başının vurulacağını belirtirler. Hanların baskısı üzerine Şenlik’e gelen aşık, onu da alıp, Revan’a giderler. Oradaki aşıklar, Şenlik’in atışmalarda yendiği, bağladığı kişiler olup, Aşık Şenlik’e kin besleyenlerdir. Revan’da yapılan atışmalarda da yenilirler. Zaten kinli olan bu aşıklar, Şenlik’e bir tuzak kurarak, yemeğine zehir katarlar. Hastalanan Şenlik Baba, trenle Arpaçay’a kadar gelir. Kış mevsimidir ve kar adam boyu olmuştur. Ulaşım zorlukla yapılıyor hatta hiç yapılamıyordu.  Dilaver Köyünde iyice hastalanır ve hakkın rahmetine kavuşur. Ana tarafımdan Büyük Dedem Kasımoğlu Hasan Ağa ve baba tarafımdan Emrah ve Demirkaya Ağalar tarafından Dört çift manda koşulu arabayla doğduğu, yaşadığı yere,  Çılıdır’ın Suhara Köyüne getirilir. Mezarı dedem Hasan Ağayla dayımın bahçesindedir. Sonradan bu kabristana duvar örülerek bahçeden ayrılmıştır. Bu gün türbesi şanına layık bir şekilde yapılmış, adını verdiği kasabanın meydanında da heykeli bulunmaktadır.                                

Şenlik çağı, halk ozanları bakımından geniş ve güçlü bir çağdır.  

Şenlik Baba’dan sonra gelen yöremizin bütün aşıkları onun izinden gitmiş, onu kendilerine rehber edinmişlerdir. Ruhu şad mekanı cennet olsun.